Polyxena, Troya kralı Priamos ile Hekabe’nin kızıdır, Troya savaşının son sahneleriyle birlikte anılır. Homeros’un Iliad’ında doğrudan anlatılmasa da hikâyesi daha sonraki antik kaynaklarda yazılıdır. Bu kaynaklardan biri; Euripides’in Hecuba tragedyasıdır. Bu tragedyada Polyxena, Akhilleus’un mezarı başında kurban edilecek olan genç bir kadın olarak sahneye çıkar. Kehanetlere göre Akhilleus’un ruhu, Troya’dan ayrılabilmeleri için Yunanlılardan bu kurbanı ister.
Polyxena’nın bu anlatısı, Troya savaşının başlangıcında kurban edilen Iphigenia ile dikkat çekici bir paralellik taşır. Savaşın başında ve sonunda yer alan bu iki genç kadın, mitolojik anlatılarda neredeyse simetrik bir anlatıyı paylaşır: savaşın ilerleyebilmesi için kurban edilmek.
Iphigenia’nın hikâyesi, Yunan ordusunun Troya’ya yelken açamamasıyla başlar. Rüzgârın kesilmesi üzerine kahinler, tanrıça Artemis’in öfkesinin ancak Agamemnon’un kızı Iphigenia’nın kurban edilmesiyle yatışacağını söyler. Genç kız, çoğu anlatıda Akhilleus ile evleneceği vaadiyle Aulis’e çağrılır; ancak düğün vaadi bir tuzağa dönüşür ve Iphigenia kurban edilir. Bu sahne özellikle Euripides’in Iphigenia at Aulis tragedyasında güçlü biçimde anlatılır.
Savaşın sonunda ise Polyxena’nın hikâyesi ortaya çıkar. Bu kez kurban, Akhilleus’un mezarı başında sunulur. Yani savaşın başlangıcında Akhilleus’un adıyla verilen bir düğün sözü, sonunda yine onun adıyla talep edilen bir kurbanla yankılanır. Böylece Troya anlatısı, başı ve sonu iki genç kadının ölümüyle çerçevelenen bir döngü kurar.
Polyxena Lahdi, Troas bölgesinin en önemli arkeolojik buluntularından biridir. Lahit 1994 yılında Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Kızöldün mevkiindeki bir tümülüste yapılan kurtarma kazısı sırasında ortaya çıkarılmıştır. “Kızöldün Tümülüsü” olarak bilinen bu mezar yapısı, Troas aristokrasisine ait erken dönem anıtsal gömü geleneklerinin önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilir. Stil özelliklerine göre lahit MÖ 6. yüzyıla tarihlenir.
Troas arkeolojisi üzerine çalışan Reyhan Körpe, bu eserin bölgedeki en erken figürlü lahitlerden biri olduğunu ve Arkaik dönem Anadolu ile Ege dünyası arasındaki kültürel etkileşimi açık biçimde gösterdiğini vurgular.